ekpirotik

Sadece başka bi açı hepsi bu....

YETER

Alevi olman gerekmiyor canım kardeşim;

19 yıl önce Sivas’ta yaşananlardan yüzünün kızarması veya zaman aşımını protesto etmen için;

Milliyetçi veya Türk olman da gerekmiyor,

Ölen şehitlerimizin arkasından ağlamak için…

Ermeni olmana gerek yok kardeşim,

Hrant’ın ardından yürümen için…

Müslüman olmak zorunda değilsin kardeşim,

Cuma’ya gidenlere, oruç tutanlara, namaz kılanlara saygı göstermek için…

Kürt olman da gerekmiyor kardeşim;

Güneydoğumuza uzatacağın yardım eli için, kol kanat germen için…

Ne Gazeteci ne de öğrenci olmana gerek var kardeşim,

İçerde neden yattığını bilmeden yatan yüzlerce insan için;

Fenerbahçeli olman gerekmiyor kardeşim,

İddianame olmadan apar topar içeri atılan insanların durumuna üzülmen için;

 

Vicdanın olsa Yeter Kardeşim…

Vicdan Yeter…

 

Mehmet Doğan

 

Psikolog

İnsanın hepsini görmesi denemesi ve gerçeği öğrenmesi lazım,

Acaba, benim bilmediğim bi şey biliyor mu, acaba anlamış mı o hayatın anlamını araştımam lazım…

 

Psikolog, insanların ruh halini düzeltiyor.

Çözmüş olabilir mi acaba kendi gerçeğini…

 

Merak işte,

Usulca sokuyor adamı kapıdan…

 

Mehmet Bey “Neden kliniğimize geldiniz”

 

Valla “Naber Mehmet” diye sorulup duruyor herkes..

Muhtemelen size de soruluyordur..

 

Senelerdir “iyiyim” dedim. Muhtemelen siz de dediniz.

 

Kendimi nasıl gördüğüm ayrı bi konu. Gören benim sonuçta.

Ne kadar objektif olabilir ki yorumum diye size geldim..

 

“Nedir probleminiz” diye sordu bu sefer..

Bana göre herhangi bir problemim yok gayet iyiyim dedim.

Size göre var mı? Öğrenmek için geldim. 

Öyle ya bu konuda uzunca bi süre sene mürekkep yalamış yutmuşsunuz sonuçta…

Titriniz var…Psikolog zart zurtsunuz..

 

Anlamadı ama anlamış gibi yaptı…

 

“Size test yapmamız lazım” dedi…

“O zaman hiç durmayın” dedim.

Bi dolu soru sordu. 100’ün üzerinde soru…

 

Üşenmedim cevapladım…

“Haftaya görüşmemiz lazım, bi saat doldu” dedi…

“Peki” dedim…

Bir hafta geçti…

Gittim…

 

“Mehmet Bey” dedi…”Siz şizoid’siniz”

“İyi” dedim ve ekledim “Nedir annem o”

“Yani” dedi…”Toplumla geçinme konusunda uyum sorununuz var”

“Peki” dedim…”Ne yapacağız”

“Tedavi olmanız lazım”

 

“Olur” dedim…”Olur olmasına da sonuçta ne olacak”

“Sonuçta sizi toplumla uyumlu bi birey yapacağız”

 

Bi an düşündüm…

 

Toplum ne lan?

 

Makatından upuzun odun sokulmuş gibi ciddiyetten boynunu çeviremeyen dakikada bi ideoloji üreten politikacılar gibi mi yapacaksın beni, yoksa düğünde hoplayıp zıplayan göbekli biri mi… ya da kispetten elini sokan Kırkpınar güreşçisi mi olacağım…Acılı Adana yiyip, Yaşasın İmparator diye mi bağıracağım…

 

Nedir annem bi anlatsana bana…

Toplum ne?

 

“Almayayım Allah aşkına bırak mümkünse şizoid kalıyım” dedim..

 

Ne toplumu yahu?

 

Bu hayat benim hayatım..

 

Düşüncelerimi kibarca arz ettim.  Ben konuşurken o elindeki sayfalara notlar alıyordu.

Sizde aynı zamanda Narsizm de var dedi. 

 

Allahtan susmuştum allah bilir devam etsem, keşfedilen bütün kişilik bozukluğuna sahip olduğumu söyleyecekti.

 

“Narsistler kendilerini çok önemli zannederler” dedi…

 

“Hımmm” dedim. “Ama önemliyiz bence, hem de çok önemliyiz” dedim.

 

“Açar mısınız?” dedi..

 

”Nere mi dedim…

 

Uzun uzun bakıştık..

Tatsızlık çıkmasın diye

 

Ben kapıyı açtım..

Mehmet Doğan

 

JOE

Gerzek Amerikan filmlerinde olur ya;

Hani herifin bi derdi vardır, alkoliktir, öfkelidir, yada madde bağımlısıdır filan…

Adamı zorla toplu terapi seansına sokarlar.


Üç, beş seans adam susar…

Kadın sürekli sorar,

“ Joe bizimle bi şey paylaşacak mısın?”


Joe paylaşmaz ama kadın sevecenliğini kaybetmez.

Vıcık vıcık sevecendir.

Sürekli motive etmeye çalışır Joe’yu


Neyse 10 seans filan geçer, sonunda Joe ağzını açar bi şeyler anlatır.

Herkes alkışlar filan…

Sonunda Joe evcilleşir filan, sosyal bi bok böceği olur.


İyi de olur aslında…

Sık shelltox’u gebersin…

 

Mehmet Doğan

SİBİRYA

Kapıyı hafif araladım;

İçerdeyim..

İçerde bilmediğim bi ırk ve bilmediğim insanlar…

Sene 1995…

Ben Anton dedi gür sesli olanı;

Ressamım, ama daha çizmedim…

 

“Bu Maxim” derken Anton,

Maxim başını sallıyordu…

Merbaha Ben Maxim dedi,

Müzisyenim ama daha çalmadım…

 

Ben Vadim diye atıldı ileri, esmer olanı,

Filozofum ama inan, valla hiç düşünmedim…

 

Şişman olan Sergey, tüccardı ama henüz mal satmamıştı..

 

Kenarda oturan Sasha ekledi…

Ben alkoliğim,

Ama henüz içmedim desem inanır mısın?

Gülmüştüm…

 

Ben Yazarım demiştim..

Sonradan hatırladım…

Sevdiğime hiç yazmamıştım…

 

Sonra bi daha hatırladım…

Hiç sevmemiştim..


Mehmet Doğan

Futbolda ilk tape

1923-1924 Sezonu.  

Bir sezon önce, Fenerbahçe gol dahi yemeden şampiyon…

7 tane milli oyuncusu var…

Federasyon Başkanı, Galatasaray Lisesi mezunu ve bir dönem Galatasaray’a Başkanlık yapmış olan Yusuf Ziya Öniş…

Sezon öncesi, Fenerbahçe’nin çok kuvvetli olduğunu düşünen diğer takımlar, lig yerine tek maçlık eleme usulüne dayalı turnuva düzenlemeye karar veriyorlar.

Amaç hani olur da, Fenerbahçe bir yerde takılır yenilir ve elenir.

Fenerbahçe, ilk maçında Kasımpaşa’yı 10-0 ile geçer.

İkinci maç Beylerbeyi 5-0.

Çeyrek Final’de rakip, Galatasaray.

Kazanan Beşiktaş’ın Yarı-Finalde rakibi olacak.

Maçın Hakemi Haçopulo Bey.

Maçın Futbol Heyeti Başkanı ise Beşiktaş’lı Şeref Bey…

Şeref Bey yarı finaldeki rakiplerinin Galatasaray olmasını ve maçı Galatasaray’ın kazanmasını istiyor, çünkü Fenerbahçe çok kuvvetli.

Maç başlıyor, Galatasaray normal şartlarda yenmesi mümkün olmayan Fenerbahçe’yi yenebilmek için her türlü sertliği uyguluyor, her türlü sataşmayı yapıyor.

Maçın son yarım dakikasına taraflar 2-2 giriyor.

Maçın normal süresi 2-2- biterse maç uzayacak ve uzarsa Fenerbahçe yenecek, çünkü sürekli bastırıyor.

Fenerbahçe Galatasaray kalesine atak yaparken, birden saha karışıyor, Fenerbahçe Kalesinin önünde kavga çıkıyor ve halk sahaya iniyor. Olaylar yatıştırılamıyor ve maç yarım kalıyor.

Maç sonunda Federasyon Başkanı Yusuf Ziya Öniş, “Fenerbahçe alehine penaltı vermen lazımdı” diye söyleyince Hakem Haçopulo “Niçin”diye soruyor..

 Maçın Hakemi Haçopulo, raporunu yazıyor. “Raporda Fenerbahçe kalesi önünde ne olduğunu görmediğini, o sırada Fenerbahçe atak yaptığından dolayı Galatasaray kalesi önünde olduğunu belirterek, maçın kaldığı yerden devam edeceğini ve son yarım dakikanın oynanacağını, müsabaka bu sonuçla biterse de, uzatmanın oynanacağını raporunda belirtiyor.

Rapora rağmen, maçın oynanacağı günden bir gün önce, Şeref Bey, Hakem Haçopulo’yu arıyor.

Şeref Bey -“Kalan yarım dakikalık kısma Fenerbahçe alehine penaltı attırarak başlayacaksın. Maçtan önce Zeki’ye söyle sizin kaleye penaltı çektireceğim de”

Haçopula- “Nasıl olur Şeref Bey, ben raporumda Penaltıdan bahsetmedim. Bana kararını neden değiştirdin derse ne derim”

-Şeref Bey” Yanlış ve noksan yazmışım” dersin.

-Haçopula “Bunu yapamam çok ayıp olur”

-Şeref Bey “Yapacaksın, yapman lazım, Fenerbahçe kalecisi Şekip, rakibine tokat attı, bundan iyi penaltı mı olur”

-Haçopula “ Ben tokat görmedim, Necip de görmemiş (Necip gözlemci)

-Şeref Bey “Bana bak Şekip Muhlis’e tokat attı, bu bir penaltıdır. Sen ne biçim hakemsin”

-Haçopula “Yapmayacağım Şeref Bey”

-Şeref Bey “ İnat etme, senne korkak bir hakemmişsin, bu taktirde senin hakemliğini bitireceğiz diskalifiye edeceğiz”

-Haçopula “Peki elimden geleni yapacağım”

-Şeref Bey “Bu görüşmeden kimsenin haberi olmayacak, birbirimizle hiçbir temasımız olmadı sonra fena olur”

-Haçopula “Tamam Şeref Bey”

Telefon kapanır…Fakat kaderin cilvesine bakar mısınız ki, Fenerbahçe Yönetim kurulu üyesi Ali Naci Karacan (Milliyet Gazetesinin kurucusudur) aynı anda Şeref Bey’i telefonla aramış ve santraldeki bir tel takılması neticesinde bütün konuşma Fenerbahçeliler tarafından dinlenmiştir.

Haçopula maç öncesinde Fenerbahçe’den Zeki ve Galatasaray’dan Aslan Nihat’ı çağırarak maça Galatasaray lehine penaltı vuruşu ile başlayacağını söyler.

Fenerbahçeliler sorar “Nerden çıktı şimdi böyle bi şey”

Haçopula “ Raporu noksan yazmışım” der.

Sinirlenen Fenerbahçeliler Şeref Bey’den talimat aldığını ve telefonu tesadüfen dinlediklerini yüzüne çarpınca, rengi kül rengin dönen Şeref Bey “Efendim aslında Haçopula beni aradı, talimatlara göre penaltı vermesi gerektiğini söyledi, ben de kendisine talimatname ne gerektiriyorsa onu yap dedim” der.

Galatasaray sahaya çıkar, Fenerbahçe ise sadece 7 kişiyle orta sahada beklemektedir.

Galatasaraylı oyuncu Mithat topu penaltı noktasına yerleştirir ve Haçopula’nın düdüğüyle boş olan Fenerbahçe kalesine topu yuvarlar.

Fenerbahçeli seyirciler ne olduğunu anlamaz, maç sonrası çok büyük olaylar yaşanır.

Hakem Haçopula askeri kışlaya sığınır ve ancak gece yarısı Taksim’den kaçabilir.

Maçtan sonra 21.Ağustos.1924 günü Akşam Gazetesi şunları yazar.

“Dün Taksim Stadyumunda, Futbol Federasyonu ve memleketimizde futbol adına en hafif tabiriyle büyük bir rezalet yaşanmıştır. Futbolda karar mevkiinde bulunanların aynı zamanda Fenerbahçe’nin rakibi olmaları, memleketin en yüksek ve en temiz kulübünün hakkının göz göre göre ayaklar altına alınarak çiğnenmesine neden olmuştur. Adiliğin bu derecesine düşmek zilleti önünde insanların tüyleri diken diken olmaktadır”.

Sportmenlik adına dün kalbimizi dolduran nefreti tarif etmek imkânsızdır. Hakeme ve Futbolun hâkimlerine en güzel cevabı, memleketin tek hakimi olan millet “Yuha” sözleriyle zaten vermiştir.”

Yarı Final maç planlandığı gibi Beşiktaş’ın Galatasaray önündeki 2-0’lık galibiyeti ile biter.

Kaderin cilvesine bakın ki, bütün bu planlardan sonra finalde Genç Harbiye’nin karşısına çıkan Beşiktaş, Harbiye’ye 3-0 yenilir.

Yani Fenerbahçe’ye reva görülen bu haksızlık kimseye bir fayda getirmemiştir.

Fenerbahçe cephesinde ise, kıymetli bir sürü oyuncu futboldan iğrenerek futbola veda etmiştir.

Fenerbahçe 1924-1925 sezonunda ligden çekildi ve dağılan kadrodan sonra yeniden kurulan takımıyla ancak 1929-1930 senesinde şampiyon olamadı.

Fenerbahçe’ye yapılan bu haksızlık onun en iyi durumdayken, futboldan kopmasına, futbolcularının ayrılmasına ve 6 senesine mal oldu.

O zaman da konu Başbakan’a kadar gitti.

Yahu hakemi unuttuk, Hakem Haçopula maçtan sonra, utancından ve halkan gelen baskılara dayanamamış ve Türkiye’yi terk ederek Yunanistan’a yerleşmiş.

Uzun lafın kısası;

Tapeler, Başbakanlar, Hakem Raporlarına itibar etmemeler, Kulüp Başkanları, Jurnalciler hepsi bu hikâyede de var…

Herman Hesse’nin “siddharta”kitabında Bilge Vasudeva bi gün sorar.

“Hep aynı şeyler oluyor, farkında mısın” diye…

Maalesef hep aynı şeyler oluyor.

Fenerbahçe çok kuvvetli olduğunda Fenerbahçe’ye karşı oyunlar oynanıyor.

Ama merak etmeyin, bize bu oyunu oynayanlar,

Sonunda ülkeden defolup gidiyor…

 

Çubuklu Kalın

Mehmet Doğan

 

Not: Bu olay sonrasında düzenlenen Maarif Kupasını ve Galatasaray’lı Aslan Nihat’ın Fenerbahçe Spor Kulübünden dilediği özürü http://ekpirotik.tumblr.com/post/2510615790/aslan-olmak-oyle-kolay-degil linkinde bulunan geçmiş tarihli bir yazıdan okuyabilirsiniz.

 

 

 

 

Soy Ağacı

Soy kavramına takmışlığım çoktur. Kendi ırkının üstünlüğüne, Hanedan soyundan geldiklerini iddia edenlere veya kendilerini asilzade ilan edenlere kanım hiç ısınmaz. Çocuklara soy ağacı çıkartmaya çalışan ev ödevlerine de, o ödevi veren öğretmenlere de sempati ile bakmam. 

Nedeni mi ?
Anlatıyım ?

Benim ben olmam için 2 kişiye ihtiyacım var. Bir anne bi de baba. 30 yıl öncesinde 2 kişi benim ben olabilmem için çiftleşmişler. Babamın annemin rahmine gönderdiği 1.000.000 sperm içinde hayatımın en müthiş koşusunu kazanarak 1. gelmiş ve hayata gelmeye hak kazanmışım, diğer potansiyel kardeşlerim ki adetleri yaklaşık 999.999 adet kanalizasyonu boylamış.

Anne ve Babam için de aynı koşullar geçerli, onların da 2 kişiye yani kendi anne ve babalarına ihtiyaçları vardı. Benim ben olmam için ise 60 yıl önce 4 kişiye ihtiyaç vardı. Babaanne, Anneanne ve 2 tane dede…

Bu 4 kişi 60 yıl önce 2 şer çift olarak beni oluşturmak üzere çiftleştiler…

90 yıl önce bu rakam 8’di…
120 yıl önce ise 16 kişiydi…
150 yıl önce 32 kişiydiler.
180 yıl önce 64 kişiydiler.
210 yıl önce 128 kişi
240 yıl önce 256
270 yıl önce ise 512 kişi
300 yıl öncesine gittiğimizde Fransız devrimi sıralarında 1024 kişi olarak beni oluşturuyorlardı
330 yıl öncesinde 2048
360 yıl öncesinde ise 4096
390 yıl öncesinde bu rakam 8192’ye ulaştı
420 yıl öncesinde 16384 kişi benim için çalışıyordu.
450 yıl öncesinde 32768 kişi olmuşlardı…
480 yıl öncesinde 65536 kişiyken, 520 yıl öncesinde 131.072 kişi 520 yıl sonrasında beni oluşturmak için çiftleşecekti.
550 yıl önce 262.144 kişi sıkıldınız ama devam etmek istiyorum..
580 yıl önce 524.288 kişi (1429 senesine geldik- 24 sene sonra istanbul alınacak)
620 yıl öncesinde 1.048.576 kişi….

……………………………

Peki uzatmayalım…

Malazgirt Savaşından tam 18 yıl sonra beni oluşturmak için yaklaşık 1.073.741.824 kişiye ihtiyaç vardı.

Hepimiz safkanız ya…Ya da çok safız.

Her neyse,

Bu rakam Hoca bana soy ağacı ödevi verse “bi siktir git be hoca” demek için yeterli bir neden…

İşin tuhaf olanı.

Dünyada o zamanlar maksimum 10 milyon insanın yaşamış olduğu…

Yukarıdaki miktarda insana 1802 yılında ulaşılmış.

Uzun lafın kısası hepimiz birbirimizle fena halde akrabayız.

Akrabalık düzeyimiz ise öyle böyle yakın değil, gerçekten çok yakın.

 

Hem de geçen bu yıllar içerisinde defalarca akraba olmuşuz birbirimizle…

Utanmamanız için soyların gelişimindeki tahmini ensest sayısını yazmıyorum…


İşte bütün bu sebeplerdendir ki, Rahmetli Hrant Dink’in Ermeniliği beni ilgilendirmiyor…

O benim için cinayete kurban gitmiş bir gazeteci.

Bir Türk gazetecisinden farksız, ya da bir İngiliz…

Maalesef, Türküm, Kürdüm, Ermeniyim, Fransız’ım, İspanyol’um, Arabım vs diyenleri istesem de ciddiye alamıyorum.

Ha Fenerliyse başımın üzerinde yeri var o ayrı:)


Çubuklu Kalın

 Mehmet Doğan

Tarih ve Tekerrür

Lig deyip duruyoruz ya, İlk lig 1904 yılında düzenlenmiş. Ligin adı İstanbul Futbol Birliği Ligi…

Şampiyonun 40x50 santim ebadındaki Gümüş Şilti 1 seneliğine muhafaza etme onuru taşıyacağı bu ligde, Şilt’in 10 yılda en fazla şampiyon olan takıma verilmesine karar verilmiş.

Yıl 1914-1915.

10.senenin son senesi…

Galatasaray şampiyon olursa, Galatasaray, Fenerbahçe Şampiyon olursa Fenerbahçe alacak şilti.

O sırada Dünya Harbi patlamış.

Kulüpler bir araya gelmişler ve ligleri bu sene erteleyelim demişler.

Anlaşma böyle iken aniden Galatasaray, Altınordu, Süleymaniye, İdman Yurdu, Anadolu bir araya gelmiş İstanbul Futbol Birliği Ligini devam ettirme kararı almışlar, iki arada bi derede fikstürü çekip, geçen senenin şampiyonu Fenerbahçe’yi ve Türk İdman Ocağını dışarda bırakmışlar.

Bizimkiler yahu ne yapıyorsunuz dediklerinde.

“Zamanında gelecektiniz geç kaldınız” cevabını vermişler.

Amaç katakulli ile Şilte konmak…

Peki öyle olsun demiş Fenerbahçe, kendi ligini kurmuş.

Ligin adını “İstanbul Futbol Şampiyonluğu Ligi” koymuş.

Lige Darülşafaka, Türk İdman Ocağı, Darülmuallimin ve İstanbul Jimlastik Kulübü katılımı sağlanmış.

Şilti bizden geri istemişler.

Aşk olsun lafı mı olur gel al annem, dükkan senin demişiz.

Baktılar olmuyor, hadi peki gel sen de oyna demişler.

“Zamanında gelecektiniz geç kaldınız” demişiz.

Galatasaray orada Fenerbahçe kendi liginde şampiyon olunca,

Ahali o zaman aranızda bi maç yapın kazanan şilti alsın demiş.

Peki demişiz

Sonuç  3-1

Şilt bizde kalmış…

100 yıl geçmiş bu kavganın üzerinden ama her yüzyılda bir birilerinin beyin nöronları ciddi şekilde kırılıp, zihinsel deprem geçiriyor…

Kupayı elimizden alacaklarmış,

Ne mi olur?

Tarih ve Tekerrür…

Kısaca…

3’ün 1’i

 

Çubuklu Kalın

Mehmet Doğan

Portre

Yıl 2004.

Oğlum 8 yaşında…

Baba – Oğul oturmuş, Televizyonda “Bahçedeki Fener” belgeselini seyrediyoruz.

1947 yılında Türkiye’de oynanan ilk ve son Rugby maçının hikâyesi de Belgeselde yer bulmuş.

1925 doğumlu Fenerbahçeli atlet Ali Polat, heyecanla ezeli rakipleri Galatasaray’ı nasıl 12-0 yendiklerini anlatıyor.

Rüştü Dağlaroğlu’nun 50.Yıl kitabında okuduğum hikâyeyi gerçek kahramanından dinlemek beni mutlu ediyor, oğluma dönüp “Can kulağıyla dinle Ali Polat’ı diyorum.

8 yaşındaki velet küçümser gözlerle bana bakıyor.

Karşımda koca gözleri “Ben biliyorum bu hikâyeyi zaten Ali Polat amca da benim arkadaşım” diyor bilmiş bilmiş…

Ben “Ne diyorsun Oğlum sen” diyemeden o devam ediyor.

“Bizim Fenerbahçe minik yüzme takımı antrenmanını bitirdikten sonra, havuzda yetişkinlerin yüzme saati başlıyor. Ali Amca’da 80 yaşında ama hiçbir antrenmanı kaçırmıyor, havuzda bizleri etrafına toplamış ve bize bu hikâyeyi anlatmıştı. Hatta o günün gazetesini havuza getirmişti, gazeteden okumuştuk o haberi…

Donup kalıyorum…

80 yaşında olup, 8 Yaşındaki sporculara mensubu bulundukları kulübün büyüklüğünü anlatmak için 1947 yılının gazetesini havuza getirip okumak…

Nasıl da kelimeler kifayetsiz kalıyor…

Ali Polat, Fenerbahçe’nin çok değerli atletlerindendi.

Onun zamanında Fenerbahçe 9 İstanbul Şampiyonluğu kazandı.

Türkiye’nin İzci Başı aynı zamanda…

Efsanemiz Lefter’in yeşil sahadaki cenaze töreninde; izci kıyafeti ve izci selamı ile Lefter’in yanından hiç ayrılmadan saatlerce ona selam duran kişi de oydu…

Polat Alemdar olsa fark ederdiniz…

Ali Polat’ı fark edemediniz…

 

Çubuklu Kalın

Mehmet Dogan

 

ASLAN OLMAK ÖYLE KOLAY DEĞİL….

Gelin biraz tarihin eski tozlu sayfalarına geri dönelim, bundan tam 86 yıl öncesine…Fenerbahçe ile Galatasaray arasında hiç bir zaman oynanamamış olan Maarif Kupası’nı hatırlayalım.

Bu yazıda Maarif Kupası maçı öncesini bir kenara bırakalım o başka bir yazının konusu olsun. Çünkü öncesinde olan olaylarda Fenerbahçe’nin mi yoksa Galatasaray’ın mı haklı olduğu konusu uzun uzun tartışma gerektiren bir konudur.

1924 yılında Fenerbahçe ile Galatasaray arasında yaşanan tatsız hadise sonrasında o zamanki Maarif Vekili Vasfiye Çınar Bey her iki kulübede birer mektup göndermiş ve mektubunda şunları yazmıştı.

“Bütün gençliğin efkar ve hissiyatına tercüman olarak, aranızda samimi bir ahengin yeniden teessüsünü görmek isterim. Bu iki kıymetli kulübün mütekabil dargınlığını, spor hayat ve samimiyetine nümunei imtisal olmaları lazım gelen sizler için layık görmemekte çok haklıyım. Binaenaleyh herkesi müteessir eden son hadiseyi derin ve mütekabir bir samimiyet ve vifakla halletmeye teşebbüs etmenizi bilhassa rica ediyor ve Teşrinievvelin 2. Haftasına kadar kulüplerimiz arasında bir müsabaka için Vekalet namına bir kupa koyuyorum.”

Bu mektubu alan, Fenerbahçe ve Galatasaray 31. Ekim.1924 günü Cuma günü İngiliz Hakem idaresinde maçı oynamayı kararlaştırıp aralarında konu ile ilgili bir protokol imzalamışlardır.

Her iki kulüpte maçın oynanacağı 31. Ekim gününü beklerken, 28.Ekim’de Futbol Federasyonun, Reis Yusuf Ziya Öniş’den aşağıdaki yazıyı alıyorlardı.

“7.Kasım’da Rus Inkilabı senei devriyesi dolayısıyla Moskova’da yapılacak futbol müsabakalarına milli takımımız davet edilmiştir. Hükümet bu müsabakaya iştiraki luzümlü görmektedir. Binaenaleyh Ekim’in 31. Cuma günü Odesaa’ya hareket edecek Çelyo Vapuruna aşağıda isimli idmancıların binmek üzere Futbol Heyeti Müttehidesine başvurmaları rica olunur.”

Fenerbahçe’den; Cafer, Kadri, İsmet, Sabih, Alaettin, Zeki, Bedri.

Galatasaray’dan: Ulvi, Ali, Nihat, Kemal Rıfat, Leblebi Mehmet

Bu teblig her iki kulüp idarecileri tarafından hayretle karşılanmış ve 28.Ekim akşamı gazetecilerinde hazır bulunduğu bir toplantıda taraflar aşağıdaki bildiriyi yayınlamışlardır.

“Kulüplerimiz amatördürler. Futbolcularımızı böyle uzun bir seyahat için 48 saatte hazırlamak imkansızdır. Ayrıca 31. Ekim’de Maarif Kupasını oynamak üzere İstanbul Halkına verilmiş sözleri vardır ve bu sözü yerine getirmeye mecburdurlar.”

29.Ekim günü zamanın Cumhuriyet Gazetesi konu ile ilgili olarak şu haberi yapmıştır.

“Mevsimsiz Davet (Yazının başlığı), Milli Takımın Cuma Sabahı Moskova’ya hareketi hakkındaki Federasyon davetini Galatasaray’la Fenerbahçe reddetti. Binaenaleyh Cuma günü saat 14:30’da Galatasaray-Fenerbahçe maçı behemehal icra edilecektir”

31. Ekim Cuma günü gazetelerde ise Galatasaray Kulübünün şu açıklaması vardır.

“Hükümet tarafından gösterilen luzüm üzerine Moskova’da icra edişlecek müsabakaya iştiraki kulübümüz milli bir vazife telakki ettiğinden ve takım efradımızın ekseriyeti azimesinin hareketi zaruri olduğundan bugünkü müsabakaya iştirak etmemizin kulübümüz için maddeten imkanı kalmadığını muhterem halka esefle arzederiz”

Olayı hayretle karşılayan Fenerbahçe Kulübü’ne 31. Ekim saat 10:30’da gelen Galatasaray Kaptanı Nihat Bekdik, Fenerbahçe’li yöneticilerine şu tarihi açıklamayı yapıyordu.

“Milli Takıma çağrılan 5 kişi ben hariç bugün kafile ile birlikte Rusya’ya gidiyorlar, Onların yerlerini 2. Takımımızın elemanları ile doldurup mutlak suretle bugün saat 14:30 taksim stadında sahaya çıkacak ve size verdiğimiz sözü yerine getireceğiz”

Fenerbahçe Kulübü, Galatasaray Kaptanının sözü üzerine rahatlamış ve ve Galatasaray’ın 2. Takımdan alacağı futbolcu sayısı kadar kendilerinin de 3. Takımdan aynı sayıda genci birinci takıma alacaklarını belirtmişti.

Fenerbahçe futbol takımı taksim stadına hareket etmek üzere 12:30’da tam ayrılacağı sırada kulübe bir telefon geldi ve telefondaki ses Galatasaray’ın tam kadro olarak Moskova’ya hareket ettiğini , hatta Kaptan Nihat’ın da motorla son anda Vapura yetiştirildiğini maçın oynanmayacak olduğunu ve boşuna gelinmemesini söylüyordu.

Bu arada Taksim Stadının etrafı mahşer günü gibiydi. Binlerce meraklı kapı ve gişelerin önüne yığılmıştı. Nihayet orada da benzer havadis dolaşmaya başlamıştı..

“Galatasaray Moskova’ya gitti, maç yok”

Bunun üzerine Fenerbahçe Kulübü aşağıdaki tarihi beyannameyi basına verdi…

“Muhterem İstanbul Halkına

Fenerbahçe Kulübü bu sabah yevmi gazetelerde Maarif Kupası maçının tehir edildiğine dair Galatasaray Kulübünü Heyeti idaresi tarafından gönderilmiş tebliği İstanbul Halkı gibi kemali hayret ve taaccüple mütalaa etmiştir.

Galatasaray Kulübü ile Kulübümüz arasında akit ve imza edilen taahhütname mucibince; Maarif Kupası maçı 31. Ekim Cuma günü saat iki buçukta Taksim Stadında icra edilecekti. Salı günü öğle üzeri Türkiye Futbol Federasyonu Reisleri tarafından Moskova’ya bir seyahat icrası lüzumu tebliğ edildiği zaman Galatasaray Kulübünün selahiyetkar erkanı ile görüşülerek Maarif Kupası maçının bu vaziyet karşısında tehir edilip edilmemesi yeniden müzakere edilmiş ve neticede bu tehirin her şeyden evvel halka karşı bir hürmetsizlik olacağı düşünülerek oyunun eksik bir takımla da olsa behemehal icrasına karar verilmişti. Hatta Galatasaray kulübünün eksik bir takımla çıkması ihtimaline karşı Maarif Kupasının ayrıca ve tam takımla icra edilecek bir maçın galibine tahsisi muhterem refikimiz tarafından teklif edilmiş bu teklif de tarafımızdan derhal kabul edilmişti. Müteakiben Galatasaray Reisi Cevdet ve GALATASARAY Kulübünün birinci futbol takımının kaptanı Nihat Beyler tarafından vaziyetin değiştiğine dair son dakikaya kadar kulübümüze ne bir müracaatta bulunuldu ne de bir tebliğ icra edildi. Bilakis hatta Cuma sabahı, Galatasaray Heyeti İdare tebliğinin gazetelerde intişarından sonra saat on buçukta Galatasaray Kaptanı Nihat Bey Kulübümüz merkezine gelerek ve herkesi hayrete düşürerek, takımına mensup oyunculardan bir kaçının gideceğini fakat kendisinin gitmediğini ve gitmeyeceğini oyunu oynamak konusunda verdiği sözü tuttuğunu ve tutacağını binaenaleyh maçın ikinci veya üçüncü takımlardan alınacak destekle de olsa yapılacağını bildirdi ve daha ziyade-i şayanı hayret bir hadise olarak kaydedelim ki, bu müracaattan 2 saat sonra Galatasaray Kaptanı Nihat Bey’inde Çelyo Vapuru ile Moskova’ya hareket ettiği taaccüple istihbar edildi.

Mili Takıma mensup Fenerbahçeli oyuncuların Moskova Seyahatine iştirak etmemeleri keyfiyetine gelince, bu hususta Türkiye Futbol Federasyonu Reisi tarafından gazetelere vaki olmuş beyanat tamamıyle mahsülü garez ve binaenaleyh külliyen hilafı hakikat efsanelerden ibarettir. Fenerbahçe Kulübü Heyeti İdaresi Moskova Seyahatine iştiraki hiç bir zaman reddetmemiştir. Bilakis eğer bu vazifei milliye ise bu vazife-i milliyeyi memnuniyetle ve azami havahişle ifa etmek istediğinisöylemiş, yalnız Kulübün en yüksek heyeti olan Müessisler Heyetinin kendine verdiği kati talimata tevfikan Paris Seyahatinde bu gibi vazifeleri ve seyahatleri idareye ademi kabiliyetleri tahakkuk eden ve kulübümüze karşı husumetler ile tearüf eyleyen Yusuf Ziya ve Hamdi Beyler refakatinde Fenerbahçe Futbol Azasının hiç bir yere gönderilemeyeceği hatta gönderilmek istense dahi takım azasının bu zevat ile gitmek istemeyeceklerini binaenaleyh Fenerbahçe Kulübünden bir mutemedin oyunculara refakati icabettiğini bildirmiş, fakat mumaileyhim kendilerinin behemehal gidecekleri hussuunda ısrar ettikleri maada bir mutemedin Fenerbahçeki Aza ile beraber gitmesi teklifi de, hükümetten bu seyahat için 3000 lira aldıkları halde reddetmişlerdir.

Binaenaleyn Fenerbahçe Kulübü vafiyei milliye ismi verilen bu tatlı seyahatten iaşe edilmek istendiği gibi kaçınmamıştır. Hatta bu gibi seyahatlerin idare kabiliyetlerinden şüpheli kimselerle yola çıkmak istememesi de vafizei milliyesini çok iyi idrak ettiğine bir delil olmakla beraber, bu suretle hareket etmiş olduğu için de nadim de değildir.

Memlekete olan büyük aşk ve alakasını senelerce cephelerde kan dökerek ve şehitler vererek izhar ve ispat etmiş genç müessesemiz üzerine sürülmek istenen lekei kemali nefretle kaillerine iade eder ve Fenerbahçe Kulübünün hiç kimseden vataniye ve vazifei milliye dersi almak ihtiyacında olmadığını beyan ederiz…”

Fenerbahçe Spor Kulübü

Fenerbahçe Futbolcularından yoksun Milli Takımın ise Rusya’da rakibine 3-0 yenilerek yurda döndüğünü de not olarak belirtmekte fayda var.

Sonrasında ise Maarif Kupası o veya bu sebeplerden bir türlü iki takım arasında oynanamamıştır.

Fakat bütün bu hadiseler bu yazının konusu değil, ne 1924 yılında iki takım arasında yaşanan tatsız olaylar, ne Fenerbahçe ile o zaman ki Federasyon arasındaki kavga ki kavganın esas sebebi Paris Seyahatinde yaşanan başı bozukluk dahi bu yazının konusu değil.

Bu yazının esas konusu Galatasaray Kaptanı Nihat Bekdik’in 31. Ekim 1924 sabahı Fenerbahçe Kulübüne giderek Maarif Kupası maçının mutlak olarak yapılacağı konusunda teminat vermesine rağmen 2 saat sonra Rusya’ya gitmesinin bu temiz milli sporcu hakkında bir tereddüt uyandırması ihtimaline binaen, Fenerbahçe Umumi Katibi Ali Naci Beye (Milliyet Gazetesinin Kurucusu)vapurdan yazdığı tarihi mektuptur…

“Fenerbahçe Kulübü beni affetmelidir. Sizden ayrılıp köprüye gelince 30-35 kişi beni bütün ısrarıma rağmen sürüklemeye başladılar. Biri kolumdan asılmış öteki yakamdan bir kaç kişi de arkamdan itiyorlardı, adeta posta edilmiş bir mücrim (suçlu) gibi sürüklüyorlardı. Bu suretle köprüyü geçtik ve Karaköy’de bekleyen motora atıldık.

Rıhtımda bir çok arkadaş müthiş bir gürültü içerisinde idi. Her kafadan bir ses çıkıyordu. Aptallaşmış sersemlemiş bir haldeydim. Böyle iken motor hareket etti. O zaman ben bütün azmimin kırıldığını ve herşeyin bitmiş olduğunu gördüm. Gayri ihtiyari ağlamaya başladım. Çünkü başka hiç bir şeyin kalmamıştı. Olduğum yerde tepiniyor gitmemek için ısrar ediyordum. Benim bu halimi gören Muhtar, Mahir ve Mehmet şaşırmışlar ve yüzümü gözümü öpüyorlar ve beni teskin etmeye çalışıyorlardı. Ben bu haldeyken vapur hareket etmişti. Vapurun durdurulması için işaretler verildi borular öttürüldü, sonunda vapur durduruldu ve vapura zorla bindirildik. Üstümde bir elbise , empermabl (yağmurluk) ve bastonum vardı. Arkadaşlarımın tesellileri bana fayda etmiyordu. Düşün ki sözünü tutamıyan aciz mevkide bir sporcuydum.. Buna karşı teselli nasıl mümkün olur.

Emin ol bu seyahat bana pek acı ve neşesiz gelmektedir. Kafilenin en müteessir ve kederli ferdiyim. Fazla yazamayacağım , çünkü fazla müteessir oluyorum. Senden ve Fenerbahçeli arkadaşlardan son ricam beni affetmenizdir.”

Galatasaray Kaptanı Nihad

Mektubun asaleti başka hiç bir yoruma meydan bırakmıyor.

Kimse bilmez ama Galatasaray’ın  Aslan lakabı, Aslan Nihad’dan gelmektedir. Çünkü yüreği, delikanlılığı ve erdemi ile tertemiz bir sporcudur Aslan Nihad.

Sadece onlar değil, 1914’de kendi kulüp binasından çıkmak zorunda kalan Galatasaray’ın Kurucusu Ali Sami Yen Bey’in Galatasaray’ın bütün evrakları ile beraber Fenerbahçe’nin lokaline taşındığı ve Galatasaray’ı 6 ay süre ile Fenerbahçe Kulübünden idare edecek kadar, Fenerbahçe’ye güvendiğini, her iki kulübünde uzun yıllar birbirlerinin kongrelerine temsilciler gönderecek kadar aralarında sıkı dostluğun var olduğunun da altını çizmek lazım…

15 yaşında Fenerbahçeli çocuklara saldıranlar nasıl bir camianın mensubu olduklarını, o camiaya kimlerin emek verdiğini  ve nasıl bir camianın evladlarına saldırdıklarını bir daha düşünmelidirler…

Sözüm sadece Galatasaray’lılara değil, Fenerbahçelilere de, Beşiktaşlılara da…

Gerçek Kanaryalar, Aslanlar, Kartallar o eski terbiyeye, o eski kültüre ve erdeme sahip çıkmadıkları sürece daha çok böyle olaylar yaşarız..

İsmet Paşa’nın dediği gibi…

Bir ülkede namuslular da en az namussuzlar kadar cesur olmalıdırlar…

Yoksa Aslan olmak öyle kolay değil…

Bilgilerinize…

Mehmet Doğan

mehmetdogan@superonline.com

İ.K

İş başvurumda bi dolu test ot bok önüme yığmışlardı. Kısaca beni bana soruyorlardı. Önüme yığdıkları saçma sapan sorulara bekledikleri cevapları yazabilme sabrını gösterdiğim için kendimle gurur duyarken,

 “Sizin hakkınızda görüş almak için bize referans olarak verebileceğiniz kişiler var mı? diye sormuştu karşımdaki gerzek…

Sabrımın sonuydu..

“Yok ama siz olabilirsiniz” dedim… Benim hakkımda bir fikir oluşturmak için zamana ihtiyacınız varsa bu akşamım hatta bu haftam sizin emrinize amededir.

Hem ayrıca Başkaların fikriyle beni değerlendirmeniz sağlıklı olmaz.

Bu vesile ile Her yerimi koklayabilir, tadıma bakabilir sorular sorabilir hakkımda kendi fikrinizi oluşturabilirsiniz.

Çaktırmamaya çalıştı ama paniklemişti…

“Anladım biz sizi arayacağız” demişti…

Aradan 20 yıl geçti hala arayacak…

m.